Game of Thrones bizi bekleyen “Kış” için neler söylüyor?

İnternet

459 okunma 0

Game of Thrones için final heyecanı başladı. Merakla beklenen sona 4 bölüm kaldı ve sonunda milyonlarca izleyici ilk bölümden beri dile getirilen Kışı iliklerine kadar hissedecek. Peki Westerosa gelen Kış gezegenimizi bekleyen tehlike hakkında bize neler söylüyor?

Game of Thrones bizi bekleyen “Kış” için neler söylüyor?

Son dönemin en popüler yapımlarından birisi olan Game of Thrones (Taht Oyunları) için final heyecanı başladı. Dizinin final sezonunun ilk 2 bölümü yayınlandı. Görünen o ki pazartesi günü yayınlanacak üçüncü bölümde 7 sezondur beklediğimiz Kışı iliklerimize kadar hissedeceğiz.  Kuşkusuz dizinin kendisi kadar popüler hale gelen Winter is coming (Kış geliyor) sözü merakla beklenen son yaklaştıkça asıl anlamını bulacak. Sonunda gelen Kıştan kimin sağ çıkacağını öğrenmek için 4 bölüm daha sabretmemiz gerekiyor.  Geçtiğimiz aylarda diziye ilham veren kitapların yazarı George RR Martin, The New York Times’a verdiği röportajda 'white walker'ların küresel iklim değişikliğini temsil ettiğini belirtmişti.  Game of Thrones evreninde gücü elinde bulunduran azınlık güç, statü ve zenginlik için kendi içlerinde 7 sezon boyunca mücadele veriyor ve bu mücadele göz göre göre yaşayanların sonunu getirecek white walker'ların Westeros'un içlerine kadar ilerlemesi ve insanlığın karşılaştığı en büyük tehlikeye dönüşmesine neden oluyor.  Peki Westeros'a gelen Kış gezegenimizi bekleyen tehlike hakkında bize neler söylüyor?  Kuşkusuz aynı dizi ve kitapta olduğu gibi ekonomik ve politik gücü ellerinde bulunduranlar çıkarları doğrultusunda gündelik problemlerle boğuşarak belki de insanoğlunun bugüne kadar karşılaştığı en büyük sorun olan iklim değişikliği riskini ötelemeye devam ediyor. Westeros’u bir kenara bakıp gezegenimizin gerçeklerine bakarsak iklim değişikliği konusunda yayınlanan raporlar giderek daha karanlık bir tabloya işaret ediyor.  Örneğin bu yıl düzenlenen Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu'ndan (WEF) bir hafta önce yayınlanan Küresel Risk Raporu'na göre en önemli küresel riskler iklim değişikliği ve veri hırsızlığı olarak sıralanıyor.  Birleşmiş Milletler Uluslararası İklim Değişikliği Heyeti ise küresel ısınmanın etkilerinin bir felaket boyutuna gelmesini engellemek için sadece 10 yıl süre kaldığının altını çiziyor.  Söz konusu rapora bakılırsa gerekli önlemler alınmazsa gezegenimizi bir iklim felaketinden koruyan duvar tıpkı dizide olduğu gibi yıkılacak ve biz hala bu riske karşı ortak bir tavır alabilmiş değiliz. Maalesef dizide olduğu gibi düşman haneleri bir araya getirmek için gösterebileceğimiz bir ‘white walker’ımız da yok.  Görünen o ki tehditin boyutlarını tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermek atılması gereken ilk adım. Zira bilim insanları tarafından yayınlanan onlarca rapor hala insanoğlunun önemli bir adım atması konusunda ikna edebilmiş değil.  Kitaba geri dönersek George RR Martin’in mesajı oldukça kısa ve net: İktidar, güç veya statü için verilen mücadele bir kenara bırakılmaz ve gerçek tehdit olan iklim değişikliği için adım atılmazsa en uzun gece yani ölüm hepimiz için gelecek.  İsveç’in önde gelen kurumlarından Lund University Centre for Sustainability Studies’te (LUCSUS) çalışan Profesör Kimberly Nicholas’a göre söz konusu tehdide karşı tek seçeneğimiz fosil yakıtların tüketimini radikal bir düzeyde azaltmak.  Nicholas önümüzdeki 10 yıl içinde CO2 emisyonunu yüzde 45 oranında azaltmanın elzem olduğunun altını çiziyor. Bunun yapılması için ise küresel bir mutabakatın yapılması tek çare.  Fosil enerjiyi azaltıp yenilenebilir enerjiye yönelmenin önündeki en büyük engel kuşkusuz yenilenebilir enerjinin fosil yakıtlara oranla daha maliyetli olması. Ancak International Renewable Energy Agency’nin (Irena) yayınladığı son rapora bakılırsa 2020 yılına geldiğimizde güneş, jeotermal, biyoenerji, hidroelektrik gibi yenilenebilir enerjiler fosil bazlı sistemlere göre daha ucuz hale gelecek.  Piyasanın zaman içinde ucuz enerjiye yönelip fosili azaltması belki de gerekli adımları bir türlü atamayan insanoğlunun kurtarıcısı olacak. Aksi bir durumda ise yükselen deniz seviyesi, toprak kaybı, tarım üretimindeki azalma ve sağlık sorunlarının maliyeti görülmemiş boyutlara ulaşacak ve bugüne kadar karşılaştığımı en büyük kriz ile yüzleşmek zorunda kalacağız. 

Kaynak: NTV

Yorumlar

  1. Bu habere henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yap